PDA

Orjinali : CA'FER B. EBİ TALİB (r.a) (?-8/629)


ÖzGe
08-25-2008, 12:23 PM
Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in oğlu. Ebû Tâlib'in Tâlib Akîl Câ'fer ve en küçükleri Hz. Ali olmak üzere dört oğlu vardı. Hz. Câfer Rasûlullah (s.a.s) daha Erkam'ın evine girip İslâm'ı yaymaya başlamadan önce müslüman olmuş; ikinci Hicret kâfilesine katılarak hanımı Esma binti Üveys ile birlikte Habeşistan'a hicret etmişti. (İbn Sad Tabakât Beyrut 1376/1957 IV 34; İbn Abdilber el-İstiâb Kahire (t-y) I 242).
Habeş muhacirlerinin sayısı ¤¤¤¤eniki erkek ve on kadına ulaştı. Daha sonra bunlardan otuzdokuz kadarı bazı Kureyş büyüklerinin İslâm'a girdiği haberi üzerine Mekke'ye geri döndü. Fakat bu haberin asılsızlığı ortaya çıkınca bazıları gizlice bazıları da Mekkeli müşrik akrabalarının himayesi altında Mekke'ye girebildiler. (İbn İshak es-Sîre Mısır 1355/1936 II 3-10).
Kureyş müşrikleri muhacirleri Habeşistan'dan geri çevirmek üzere Abdullah b. Ebi Rabîa ile Amr b. el-Âs'ı değerli hediyelerle Habeşistan'a gönderdiler. Elçiler Habeş Necâşîsi nezdinde müslümanları kötüleyince Câ'fer b. Ebi Talib müslümanların temsilcisi olarak konuştu ve müşriklere üç soru sorulmasını istedi:
1) Biz Kureyş'in köleleri miyiz? 2) Mekke'de bir cinayet mi işledik ki zorla iade edilmemizi istiyorlar? 3) Mekke'de mal gasbettik de üzerimizde başkalarının hakları mı vardır?
Kureyş elçileri bütün bu sorulara olumsuz cevap verdiler. Ancak puta tapmayı bırakıp İslâm dinine girmelerinin suç olduğunu bildirdiler. Bunun üzerine Necaşî Câ'fer'e İslâm dini ile ilgili sorular sordu. Hz. Câ'fer İslâm'ın getirdiği iman ahlâk ve fazilet esaslarından söz etti. Necaşî'nin isteği üzerine Meryem Suresi'nin* baş tarafından okumaya başladı. Ankebut* ve Rûm* surelerini de okudu. Bu sırada Necaşî'nin gözlerinden yaşlar akıyordu. İstek devam edince Hz Câfer Kehf* sûresini okudu. Necaşî kendisini tutamayarak "Vallahi bu aynı kandilden fışkıran bir nûrdur ki Mûsa da İsa da aynı mesajla gelmiştir." dedi. Hz. Muhammed'in bir peygamber olduğuna kanaat getirdi. Bunu açıkladı ve Müslümanları himaye etti (İbn İshak es-Sîre I 356-362; Ahmet b. Hanbel H. no:1740 4400; İbnû'l Esir el-Kâmil Mısır 1301 II 37-38; İbn Haldun Tarih Mısır 1355/1936 II 178; İbn Kayyim Zâdü'l Meâd Mısır (t.y) I 301 ).
Câ'fer b. Ebi Tâlib ve arkadaşları hicretin yedinci yılında Habeşistan'dan Medine'ye döndüler. Bu sırada Hz. Peygamber Hayber gazvesinde bulunuyordu. Hayber ganimetlerinden Habeşistan'dan gelenlere de pay verildi (Buhârî Sahîh İstanbul 1329 V 80; Müslim Sahîh (Nşr. M. F. Abdülbâki) 1375/1956 IV 1946).
Hz. Câ'fer Hicret'in sekizinci yılında vuku bulan Mute gazvesine katıldı ve orada şehit düştü. Mûte Şam'a yakın bir köy olup halkı Gassanîlerden ve Rumlar'dan oluşuyordu. Hz. Peygamber Hâris b. Umeyr'i Şam'a Gassânî hükümdarına elçi olarak göndermişti. Mûte'den geçerken vali Şurahbil b. Amr tarafından yakalandı ve Hz. Muhammed'in elçisi olduğu anlaşılınca da şehit edildi. Hz. Peygamber olaya çok üzüldü. Düşmana karşı bir ordu hazırlanmasını istedi. Üç bin kişilik bir ordu hazırlandı. Allah Rasûlü öğle namazından sonra orduya Zeyd b. Hârise'yi komutan tayin ettiğini o şehit olursa yerine Câ'fer b. Ebi Tâlib'in o da şehit olursa yerine Abdullah b. Revâha'nın geçmesini bildirdi. (İbn Sa'd Tabakât II 128; İbn İshak es-Sîre IV 15) Düşman hristiyan Arap ve Rumlardan oluşan büyük bir ordu toplamıştı. Ebû Hüreyre şöyle der: "Mute savaşında ben de bulundum. Müşrikleri gördüğümüz zaman onların sayı silâh at atlas ipek altın vb. bakımından bizimle karşılaştırılamayacak karşılarında durulamıyacak derecede olduklarını gördük. Gözüm kamaştı. Çarpışma başlayınca baş kumandan Zeyd b. Hârise Hz. Peygamber'in sancağını elinde tutarak ilerledi. Vücudu Rumlar'ın mızraklarıyla delik deşik oluncaya kadar çarpıştı ve sonunda şehit oldu." (İbn İshak es-Sire IV19- 20; İbnü'l Esir el-Kâmil II 236).
Zeyd b. Hârise şehit düşünce Câ'fer b. Ebi Talib sancağı aldı. Zırhını giyerek atına bindi. Düşmanın ortalarına kadar ilerledi. Kurtulamayacağını anlayınca önce attan inerek atını düşmanın yararlanamaması için saf dışı etti. O düşmanla çarpışırken "Cennet de ona yaklaşmak da ne güzeldir. Onun şerbetleri tatlı ve soğuktur" diye mırıldanıyordu. Bu sırada düşman tarafından vurulup bir eli kesildi. Sancağı diğer eline aldı. O da vurulup kesilince sancağı koltuğunun altına kıstırdı. Aldığı yaralarla yere düştü ve şehit oldu." (İbn İshak es-Sîre IV 20; İbn Sa'd Tabakât IV 38; Buhârî Sahîh V 87).
Abdullah b. Ömer der ki: "Câ'fer b. Ebi Tâlib'i şehitler arasında aradık. Bedeninde doksandan fazla mızrak ok ve kılıç yarası bulduk." (İbn Sa'd Tabakât IV 38; Buhârî Sahih V 87) Hz. Cafer'in iki kolunun da kesilmesi üzerine şehadetinden sonra Rasûlullah ona Cennet'te iki kanat takıldığını haber vererek şöyle buyurmuştur: "Câfer'i Cennet'te meleklerle birlikte uçarken gördüm." (Tirmizî Menâkıb 69) Bundan sonra kuş gibi kanatlanıp Cennet'te uçtuğu hadisle sabit olan Câ'fer'e "çok uçan Câfer" anlamında "Câfer-i Tayyâr" lâkabı verilmiştir.