PDA

Orjinali : Kur'anı Kerim ßizden Ne İstiyor..?


ÖzGe
10-18-2008, 09:50 AM
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in insanlığa getirmiş olduğu evrensel mesaj Kur’an insanlığı dünya ve ahirette mutluluğa kavuşturmak için vahyedilmiştir.

Peki Kur’an biz inananlardan ne istiyor? Bu soruya Kur’an ışığında cevap verecek olursak;

Kur’an bizden;

1- Okunmasını

2- Üzerinde düşünülmesini

3- Anlaşılmasını

4- İhlâsla açıklanmasını

5- İbret alınıp hayatta tatbik edilmesini istemektedir.

Şimdi bu hususları kısaca açıklayalım:

1- Kur’an okunmasını istemektedir: Hz. Peygamber’e ilk gelen vahyin okumayı emretmesi bu bağlamda pek anlamlı ve bizim için ilham vericidir. Nitekim Yüce Allah ilk inen ayette şöyle buyurmaktadır: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı. Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir." (Alak 1-3)

"Kendilerine verdiğimiz Kitab'ı gereğince okuyanlar var ya işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir." (Bakara 121) Tümüyle insanı anlatan ve insanla ilgili olanı tespit eden bu ayetler insana "yaşam boyu eğitimi" zorunlu kılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bütün hayatı boyunca bu ilaaai tatbik etmiş Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmış ve müminleri kadın-erkek ilim tahsiline Kur’an’ı yaşamaya yönlendirmiştir.

2- Kur’an üzerinde düşünülmesini istemektedir: Kişinin gerçek mutluluğa ulaşması içerisinde insanlık için bütün saadet ilkelerini içeren Kur’an’ın hikmet dolu prensiplerini uygulaması ve onun gösterdiği yola yönelmesiyle gerçekleşebilir. Pek açıktır ki bu hikmetli prensiplerin ruhuna uygun olarak davranabilmek de Kur’an’ın derinlemesine düşünülmesi ve anlaşılmasıyla mümkündür. Zira Kur’an’ı okurken okunan ayetlerin manalarını düşünmek Yüce Allah tarafından istenen bir husustur. Nitekim Yüce Allah: "Allah düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor." (Nur 61; Bakara 219 266) buyurmaktadır. Bazı ayetlerde de: "Onlar hâlâ o sözü (Kur’an’ı) düşünmediler mi? Yoksa onlara ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir Peygamber ve Kitab) mı geldi? Yoksa peygamberlerini tanımadıkları (onun doğruluğunu dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar? Yoksa ‘Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır o hakkı getirdi fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar." (Mü’minûn 68-70) “Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?...” (Nisa 82); “Kur’an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed 24) diyerek Kur’an’ı düşünmeyenleri yermektedir.

3- Kur’an anlaşılmasını istemektedir: Kur’an’ın hikmet dolu prensiplerinin uygulanabilmesi için elbette ki onun önce anlaşılması gerekir. Yüce Allah çeşitli ayetlerde; "Biz onu anlayasınız diye Arabça bir Kur’an olarak indirdik." (Yusuf 2) "Biz düşünüp anlamanız için onu Arabça bir Kur’an yaptık" (Zuhruf 3) buyurarak bizden Kur’an’ı anlayarak okumamızı istemektedir.

Hz. Peygamber de Kur’an-ı Kerim’in manasının anlaşılmasının lüzum ve önemini belirtmekte kurtuluşun ancak onu doğru anlayıp prensiplerini uygulamakla gerçekleşebileceğini açıklamakta bu Yüce Kitabı üzerinde düşünmeden okuyup geçmenin hatalı bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: "Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir." (Buhârî Fadail 21)


Sevgili Peygamberimiz bu hadisinde öğrenip öğretmekten maksadın Kur’an’ın hem okunuşunun hem de manasının öğrenilmesi olduğunu ifade etmektedir. Zira anlamadan bir şeyi ezberlemek tam ve kâmil manada onu öğrenmek demek değildir. Yalnız Kur’an’ı yüzünden okumakla yetinmek mana ve hükümlerini anlamaya çalışmamak doğru bir davranış olamaz. Asıl bizden istenen ilâhî kelamın manasını anlamaya çalışmak ve Allah’ın mesajından haberdar olmaktır.

Ebû Said el-Hudrî (r.a.) Rasûlüllah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğunu işitmiştir: "İçinizden öyle gruplar türeyecektir ki siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı oruçları yanında oruçlarınızı amelleri yanında amellerinizi basit ve küçük göreceksiniz. Onlar Kur’an da okuyacaklardır. Fakat Kur’an’ın feyzi onların boğazlarını geçmeyecektir. Onlar okun yaydan geçtiği gibi dinden çıkacaklardır..." (Buhârî Fadail 35)

Bu hadisten anlaşıldığına göre Kur’an’ı yalnız diliyle okuyup da üzerinde düşünmeyen manasını anlamayanlar ondan gereği gibi yararlanamayacak onun esprisini kavrayıp kalp ve ruhlarına yerleştiremeyeceklerdir.

4- Kur’an ihlâsla açıklanmasını istemektedir: Kesin olarak bilinmelidir ki Kur’an’ın öğretileriyle amel etmek ancak Kur’an’ı düşünüp manasını anladıktan onun içerdiği nasihat ve uyarılara vakıf olduktan sonra mümkün olur. Bu da Kur’an ayetlerinin bildirdiği hükümleri beyan edip açıklamakla gerçekleşebilir. Kur’an’ı açıklayan ilme "İlmü’t-Tefsir" denir. Kur’an nüzûlünden günümüze kadar tefsir edilmiş kıyamete kadar da tefsir edilecektir. Çünkü insanlar ondaki hakikatlerden ancak bu yolla istifade edebilirler. Nitekim Yüce Allah: "Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik." (Bakara 118) buyurmaktadır. Başka bir ayette de: "(Onları) açık deliller ve kitaplarla gönderdik sana da bu zikri (Kur’an’ı) indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ta ki düşünüp öğüt alsınlar." (Nahl 44) buyurarak Hz. Peygamber’in Kur’an’ı insanlara açıklamasını istemektedir. Hz. Peygamber gelen vahyi tebliğ etmesiyle canlı ve hayatla içice kişiliğiyle Kur’an ayetlerini hem fiiliyle (davranışlarıyla) hem de kavliyle (sözleriyle) tefsir etmekteydi. Yani o Kur’an’ın yaşanabilir olduğunun somut örneğiydi. Nitekim Sahâbîler Hz. Âişe validemize Rasûlüllah’ın ahlâkı nasıldı? diye sorduklarında; Hz. Âişe: "Siz Kur’an okumuyor musunuz? Rasûlüllah’ın ahlâkı Kur’an’ın kendisiydi." (Müslim Müsâfirîn 139) buyurmuştur.

5- Kur’an ibret alınıp hayatta tatbik edilmesini istemektedir: "(Bu Kur’an) çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar." (Sa’d 29) Bu ayette de belirtildiği gibi Kur’an ayetlerinin düşünülmesini içerdiği hakikatlerden ibret alınmasını ve hayatta tatbik edilmesini istemektedir.

Kur’an getirdiği genel prensipler anlattığı tarihî olaylar ve kıssalar ile içerdiği hükümlerin hepsi insanı dünya ve ahirette saadete götürebilecek niteliktedirler. Onu anlamadan hayata geçirmek üzerinde düşünmeden ibret ve dersler almak fikir plânında incelemeden hikmetlerinden yararlanmak mümkün değildir.

Kur’an'a tam olarak uymanın ve gösterdiği yoldan gidebilmenin en önemli şartı onu doğru olarak okuyup ruhunu özünü kavramakla mümkündür. Kur’an'ı anlamadan yaşamak veya yaşamaksızın okumak her ikisi de Kur’an'a karşı saygısızlıktır. Bu yüzden Kur’an'ın mutlaka anlaşılacak biçimde okunması gereklidir. Bunun için de kişi öncelikle okuduğunu anlamaya engel sayılabilecek hâl ve durumlardan kurtulmalıdır.(Mehmet Soysaldı)

ORUCUN KAZANIMLARI NE OLMALIDIR?


Kitaplarımızda ibadetler üç çeşit olarak tarif edilir. Bedeni ibadetler namaz ve oruç gibi mali ibadetler kurban fitre zekat gibi ve hem bedeni hem de mali olan ki hac ve umre gibi. Geçmiş büyüklerimden özür dileyerek şunu ilave etmek isterim ki. sahip olduğumuzu sandığımız her şey “ibadet” sorumluluğu içerisindedir.

İster namaz ister iktidar imkanı

İster işveren ister çalışan

ister sevinen ister üzülen

İster savaş ister barış

İster ilim ister amel

İster yönetim ister tebeiyyet her neye ki sahibiz ibadet mesuliyetiyle sorumluyuz.

Hayatı sınıflandırarak Allah’a ve bana ait iki alan olarak bölmeye kalkmak tevhid inancını parçalamaktır. Bu da kaçınılmaz olarak şirkin konusunu oluşturur.

İster namaz içi ister namaz dışı

ister ramazan içi ister ramazan dışı

ister hac öncesi ister hac sonrası fasılasız hayatın tümü ”ibadet” sorumluluğu alanına dahildir.

Bu böyle bilindikten sonra gelelim oruç meselesine. Oruç kadim zamandan bu tarafa devam eden bir ibadet biçimidir. Sadece mide ve cinsel arzunun engellenmesiyle sınırlı ve sonlu değildir. O sadece başlangıçtır.

Zira Kur’anı kerimde kasıtsız insan öldürme durumlarında maddi ve manevi tazminat imkanı bulamayanlar “ Allah tarafından tevbesinin kabulü için ardı ardına iki ay oruç tutması gerekir. Nisa suresi 92. ayetin hükmünü hatırlamalıyız.

Hac esnasında “ihram yasaklarının çiğnenmesinde veya Kurban temin edilememe durumunda başvurulacak ibadetlerden biride oruçtur Bakara 196 ve maide 95i ayetlere bakınız.

Maide 89 ayette ise “bilerek yapılan ve bozulan yeminin kefaretlerinden biride imkansızlık çekenler için üç gün oruç tutmaları emredilir.

Mücadele suresi dördüncü ayette de” eşini anası gibi kabullenmek” sonucunda nikaha gelen arızanın giderilmesinin son çaresi iki ay peş peşe oruç tutmak olduğu öğretilir.

Tüm bunlarda ilke şudur; evvela insanları hürriyetine kavuşturmak gücü yetmezse onları yedirmek veya geydirmek tüm bunlardan yoksun olana da oruç tutmak emredilmiştir.

Oruca iman ve tarifine uygun tutulmasının kazandırdıklarına gelince dilerseniz bakara suresinin 183 den 188. ayetleri okusak cümle sonlarında ki vurguların şunlar olduğunu öğreniriz.

Umulur ki korunur yani tavaya erersiniz.

Bilirseniz oruç sizin için daha hayırlıdır.

Umulur i Allah’ı tekbir eder ve şükredersiniz.

Bana icabet edip inanın ki rüşd yolunda yürüyesiniz.

İnsanlara umulur ki korunurlar diye Allah ayetlerini böyle açıklar

Bilerek haksız kazanç ve hakimlere düşmeyiniz.

Sonuç olarak eğer oruç bizi takva ilim tekbir dua şükür ve rüşt yollarına ulaştırıyorsa Kur’anın standardına uygun oruç tutmuş oluruz. Değilse vay aç ve susuz kalanların haline.

Peygamberimiz şöyle buyurur; Kim yalan yanlış konuşma ve işi bırakmazsa Allah o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına değer vermez. (Buhari savm 8 edep51-Ebu davud savm 25- Tİrmizi savm16-ibni mace sıyam 21)



Allah cc;Ey iman edenler sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı Umulur ki takvaya erersiniz……sizden kim o aya kavuşursa oruç tutsun. (Bakara 183-185)