Peyami safa
Kitap Özeti
MAHŞER
Çanakkale’de gazi olan Nihad İstanbul’a döner. Yanında kalabileceğ
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tek yakını “teyze” dediğ
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] uzak bir akrabasıdır. Sirkeci’de vapur yolculuğu bitince

yürüyerek Fatih’e kadar gider.
Çok zor ayakta durmakta

son dermanıyla yorgana sarılıp yayvan bir yatakta derin derin

tatlı tatlı

mışıl mışıl bir uykunun hayalini kurarak eve bir an önce varmayı dilemektedir. Birden karşısına çıkan polisin sorgulaması ve mahallenin bekçisine Nihad’ı tanıyıp tanımadığını sormasıyla bekçiden gidebileceğ
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tek akrabası “teyze”nin birbuçuk ay önce öldüğünü öğrenir.
Nihad olduğu yerde donakalır. Uğuldayan kafasında yorulan zihninin muvakkat bir felci içinde uzun süre bekler.
Gecenin bu saatinde nereye gidebilirdi?
Gökyüzünün çatlayan billur kubbesinden düşen sert yağmur taneleri cam kırıkları gibi Nihad’ın başını çizerken

bir ara başını evlere kaldırır…”her Müslüman ne büyük keyifle yatağında yatıyor” diye düşünür. Bir ara içinden bağırmak gelir..
“Ey İstanbullular!.. siz bu rahatınızı benim bu gece sokak ortasında kalışıma medyunsunuz”.
Şafak sökerken en yakın arkadaşı Faik’in kapısındadır..
Faik elinde lambayla odaya girdiğinde Nihad ne kadar uyuduğunu bilemez.
Nihad telaşla yataktan fırlar; “Ben oniki satir uykumu çekiyorum?”
İki arkadaş yatağın içinde candan bir muhabbetle konuşurlar. Nihad cepheyi anlatır

omzundan kurşun yiyip ameliyat oluşunu

hastanede geçen günlerini

vapur seyahatini

bekçinin kara haberini…
Faik’te içinde bulundukları hayat şartlarını

verdikleri yaşam mücadelesinin zorluklarını anlatır.
Zamanında 35 lira’ya yaptırdığı takım elbisesini 2 mecidiye’ye satmak zorunda olduğu sefalet hikayeleri Nihad’ı uyutmaz.. İstanbul’un kendine hazırladığı talihin korkunç ve güzel binlerce ihtimalini zihninden geçirir. Şafak sökerken arkadaşına bol teşekkürlü bir kağıt bırakarak üzerinde cephe dönüşü kıyafeti olduğu halde sokağa çıkar.
Eski muallim olarak az maaşlı bir derse razıdır. Oysa Maarif Nezaretinde Müdür-i Umuminin sözü “münhal yok” kulaklarında yankılanırken farkında olmadan Ayasofya’ya kadar yürür. Kafasındaki tek düşünce akşama kadar

yüz yere uğrayarak iş aramak..Resmi daire

tüccar yazıhanesi

mağaza…
Yorgunluk

açlık

üst üste üç muvaffakiyetsizlik

izzet-i nefsin vuruluşu onu birdenbire zaafa düşürür.
Bir çeşmenin önünden geçerken yüzünü yıkamayı akıl etmek onu biraz diriltir. Postane karşısındaki hanlardan birine dalar

rastgele bir odaya girer…
Hanın merdivenlerini yeni bir ümidin verdiği cevvaliyetle inerken muallim olarak derse gideceği evin adresini defalarca içinden tekrarlar.
Nihad ev sahibesini beklerken yabancılıktan mümkün olduğunca çabuk kurtulmak amacıyla etrafı inceler.
Genç kadın kızı Perizad’la Nihad’ı tanıştırır. “İşte sana profesörün. Bonjur yap! Şimdi derse başlayacaksınız.”
Ancak Perizad Türkçe öğrenmeyi şiddetle reddeder ve Fransızca okumakta ısrar eder.
Muazzez

Seniha hanımın verdiği zarfı Nihad’a uzatmadan önce

Perizad’ın 11 yaşını bitirme partisine davetli olduğunu ve partiye kadar ders yapılmamasını söyler ayrıca partiye düzgün bir kıyafetle gelmesini rica ederken zarfı uzatır.
Nihad Çarşamba akşamı oldukça iyi giyinerek partiye gelir. Loşça bir köşeye çekilerek ortalığı gözden geçirirken

iİlk bakışta hüviyetlerini tayin edemediği bir çok adamlar

çoğu yaşlı

çirkin

resmi siyah elbiseleri içinde dellal kılıklı insanlar.. Garip bir cemiyet bu diye düşünür. Nihad’ın içinde büyüdüğü cemiyete benzemez. İstanbul’da “sosyete” dedikleri şeyin bir lahana biber turşusu gibi karışık olduğunu bilmez. Kısa sürede şahit olduğu manzaralar karşısında “Üç senedir meğer biz kimler için harp edip durmuşuz” diye içinden geçirir.
Ev sahibesi Seniha hanım fazla şuh bir kadındır

eşi Mahir bey kadın meselesine fazla önem vermediği gibi en nüfuzlu hükümet memurlarını salonuna çağırır ve bunların zevcesi Seniha’ya olan zaaflarından istifade eder.
Mahir Bey

Muazzez’in annesinin dayızadesidir. Muazzez’in annesi vefat edince Mahir Bey onu yanına alır. Muazzez küçük bir çocukken Mahir Bey

Muazzez’in annesine miras kalacak olan Beyoğlu’nda büyük bir apartmanı çeşitli entrikalarla kendi üzerine geçirtir.
Nihad’ın asıl işi Seniha hanımın anlattığı üzere gelen ve giden evrakları (mektupları

telgrafları

havaleleri

faturaları) tarih sırası ile kaydetmek öğleden sonra ise Perizad’a ders vermektir. Seniha hanım

Nihad’ın kayıt altına alacağı bu evraklardan hiç ama hiç kimsenin haberi olmaması gerektiğini önemle vurgular. Hatta “Muazzez’in bile” der.
Artık Nihad için derli toplu bir hayat başlar.
Hergün öğleden evvel apartmana gelir

kütüphane odasında yalnız başına deftere birçok mektup

fatura

telgraf müsveddeleri kaydeder

Muazzez’le yemek vaktine kadar konuşurlar

Perizad’a Türkçe

Fransızca ders verir

Muazzez’le birlikte Beyoğlu’na çıkarlar pastacıda otururlar ve Nihad İstanbul tarafına Faik’le kaldığı eve geçer.
Nihad

Faik’e ev kirası

yiyecek bedeli olarak muayyen para öder ve buna karşılık akşam yemeklerini orada yer

geceleri orada yatar. Nihad’la Faik

akşamları iş çıkışı Bayezid’e gelirler. O semtte bir kahvede kendileri gibi güzide gençlerle bir araya gelip tiyatrodan

edebiyattan

politikadan bahsederler. Bu gençler arasında müşterek zaaflardan doğma

kuvvetli bir samimilik vardır. Bu nedenle

gençler günlük maceralarını birbirlerine pervasızca anlatırlar.
Seniha Hanım

Muazzez’le Nihad’ın gün geçtikçe kuvvetlenen hissi rabıtalarından oldukça rahatsızdır. Bu nedenle Nihad’a karşı resmi ve hakim tavırlarını artırır ve nazik bir ihtarda bulunarak apartmandakilerle içli dışlı olmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatır. Çünkü

Seniha Hanım’ın Nihad hakkında bazı düşünceleri vardır. Nihad

bir Paşa’ya yaver olacaktır. Bu düşüncesinden Nihad’a bahseder. Nihad düşünmek için süre ister. Bu esnada Seniha Hanım Nihad’a

Muazzez’den ümidini kesmesini

onun Mebus Alaaddin Bey’le evleneceğini söyler.
Nihad o geceyi uykusuz geçirir. Ertesi gün Muazzezle buluştuğunda Seniha Hanım’la olan konuşmalarından bahseder. İğrenç bir arzuya alet edilmek istendiğini söyler. Muazzezin ağzını yoklamak amacıyla

ona çok alıştığını

Mebus Alaaddin Bey’le evlenirse buna nasıl tahammül edebileceğini söyler. Muazzez şiddetle tepki gösterir ve böyle bir izdivacın mümkün olamayacağını söyler. Nihad işittiklerinden çok mutlu olmuştur. Ne olursa olsun Muazzezi beğenir. Bu zaafın tehlikeli olacağını kestiremez.
Nihad Beyoğlu Caddesinde rastgele yürür ve bir gazinoya dalar. Orada Muharrir Kerim Bey’le karşılaşır. Kerim Bey buraya bir hikaye yazmaya geldiğini söyler. “İşte o okuduğunuz hikayelerimi ben hep böyle kahvelerde yazarım” der. Sohbet esnasında Nihad

Muazzez ile olan mevzuunun güçlüğünden bahseder. Muharrir Kerim Bey “kız kaçırmak iş mi?” diyerek Nihad’a apartmandan Muazzez ile birlikte ayrılmalarını tavsiye eder.
Nihad Kerim Bey’in tavsiyesinden Muazzez’e bahseder. Aslında ikisi de birlikte olmak istemelerine rağmen parasızlıkla nasıl baş edeceklerini düşünürler. Nihad parasızlığa alışkındır ancak Muazzez için bu kolay bir seçim olmayacaktır.
Bir gün sonra Seniha Hanım Nihad’ı akşam yemeğe çağırır. Apartmana geldiğinde Mebus Alaattin Bey’le birlikte bütün ev halkı salondadırlar. O akşam Mebus’un Muazzez’e karşı yaptığı çirkin davranışa Nihad Müdahale eder. Mebus’la Nihad arasında geçen gerginlik sonunda Mahir Bey

Nihad’ı evden kovar. Muazzez

Nihad’a kendisini gece yarısına kadar apartmanın sokağında beklemesini

bir daha buraya dönmemek üzere kendisiyle geleceğini söyler.
Fatih’te altı odalı bir evin iki oda selamlığını tutarlar. Muazzez mücevherlerini satarak paranın bir kısmıyla elzem eşyalar alır. Evlendikleri için memnundurlar. Mahir Bey’e karşı açılacak davayı kazanırlarsa Muazzez’in hak ettiği mirasından elde edecekleri paranın hülyasını kurarlar. Nihad hala işsizdir. Kahvede yüksek perdeden “buluruz

ederiz” diyen arkadaşlar

Nihad’ı ihmal ederler. Muazzez’in

son kalan anne yadigarı salkım küpeleri de yarı fiyatının altında elinden çıkar.
Çok zor günler geçirirler. Ev sahibesi Emine Hanımdan aldıkları beş lira faizli borç parayı ve kirayı ödeyemezler. Nihad ve arkadaşları her zaman toplandıkları kahvede

ihtilal nutukları atarlar

birbirlerini galeyana getirirler. Rıza

Nihad’ın beş parasız olduğunu Faik’ten duyar ve Ferah Tiyatrosunda Pazar günü oynayacakları oyunda “suflör”lük yapması için çağırır. Muazzez

Rıza’ya güvenmediği için

Nihad’ın “suflör”lük yüzünden hayatını kazanacağına inanmaz.
Perde açılır ve “Nesteren” piyesi başlar. Aktörlerin hiçbiri tek kelime bilmemektedir. Nihad

kan ter içinde kalmıştır. Oyuncuların çoğu sarhoş

suflörün ağzından alamadıkları mısraları uydururlar. Vezin

kafiye

mana

paramparçadır. Nihad “sufle” etmekten tamamiyle ümidini keser ve kitabı kapar. Alaaddin Bey ve Mahir Bey’i ilk locada otururlarken gören Nihad

hızla kafasını saklarken sufle kapağı müthiş bir gürültüyle devrilir. Nihad

cascavlak ortada kalır! Utancından yüzüne dolan kan gözlerinden yaş getirir.
Nihad evin içinde de hırçın davranmaya başlar. Artık Muazzez onu teselli edemez olur. Sürekli “bizi ve bu memleketi ihtilal kurtarır” diye haykırır. Ev sahibine bağırır

esnafa bağırır ve tehdit eder. Bir gün Nihad’ın odasında toplanan gençler saatlerce

gizli bir ihtilal teşkilatının ilk esaslarına dair müzakere yaparlar.
Nihad çığrından çıkmış bir adamdır. Para kazanmayı artık düşünmez. Romancı Kerim Bey’in yardımı ile “üç inkılap” isminde büyük bir eseri Fransızca’dan Türkçe’ye tercüme eder. İğreti bir imza ile Alaattin Bey’in gazetesine verir ve bu sayede uluorta geçinirler. Ancak içindeki ihtilal sevdasından bu yeni rahatın kadrini bilmez.
Muazzez çok hastadır. Gelen doktor teşhis koyamamıştır.O gece Muazzez baygın

Nihad bir kitabı gözden geçirirken kapı çalar. Nihad irkilir! Gelen taharri memuru Nihad’ı polis müdüriyetine götüreceğini söyler. Nihad “refikam hasta nasıl gelirim! “ diye itiraz eder.
Müdüriyette

Nihad doğrudan doğruya müteferrika komiserine götürülür

oradan da nezarete. Suçu ihtilal çıkarmaya teşebbüs. Nihad nezarette üç gün kalır. Üçüncü gün onu kısm-ı siyasiye çıkarırlar. Müdür

siyasi işlere bir daha karışmamasını tavsiye eder ve salıverir.
Nihad doğru eve koşar.Muazzez’i merak etmektedir. Eve vardığında Muazzezi yatakta oturmuş

karşısında ayakta duran Seniha Hanım’la konuşurken bulur. Nihad ve Muazzez hasretle kucaklaşırlar.
Muazzez

Seniha Hanım’ın hastayken kendisine çok iyi baktığını

iki-üç gün apartmana onların yanına gitmek istediğini dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söyler. Nihad şiddetle karşı çıkar

aralarında münakaşa ederler. Muazzez gitmekte kararlıdır.
Muazzez

üç gün sonunda eve döndüğünde Nihat pencerenin önündedir. Onun odadan içeri girdiğini işitir

başını çevirmez. Muazzez ne yaptıysa onun hiçbir davranışına cevap vermez

tepki göstermez. Muazzez çok kırılır

bunu hakaret kabul ettiğini söyler ve evi terk eder. Nihad neden sonra arkasından koşar

ancak sokak kapısının kuvvetle çarpılıp kapandığını işitir.
Nihad

Bayezid’le Kumkapı arasında

çukur mahallelerde

fakir bir ihtiyar kadının evine taşınır. Artık yalnızdır. Genç adam

kendi kendinin gölgesi gibi hafif süzgün ve avare yaşar. Ev sahibi ihtiyar kadın Şevkiye Hanım

Nihad’ın üstüne titrer. Mahalledeki insanların hepsi

Nihad’a munis ve şevkatle bakarlar

esnaf hürmet gösterir.
Nihad’ın

Muazzez’i düşünmeden geçirdiği bir saat yoktur. Hep kendi kendine onu bir daha görüp göremeyeceğini sorar. Bir akşam eve çok yorgun ve bitkin gelir. Yatağına uzandığında kafasındaki duygu yüklü düşünceler ona ölümü çağrıştırmaya başlar. Hayal ettiği ölüm sahnelerinin kimisi korkunç ve güzel

kimisi derin ve şifalı bir tad verir. Ertesi gün uyandığında aynadaki görüntüsü onda yüksek bir merhamet hissi uyandırır. Yüzünün sol tarafı şiş ve yanağı aşağı doğru bir kese gibi sarkmış durumdadır. Kendi haline acıyan Nihad

izzeti nefsinde gevşeklik hisseder ve Muazzez’e gitmeye karar verir.
Nihad

yüzü sarılı halde apartmana gider. Muazzez’in

Seniha Hanım ve Alaaddin Bey’le birlikte Mahir Bey’in akrabasının düğününe gittiğini öğrenince yıkılır. Nihad perişan bir halde eve dönerken artık kesin kararını vermiştir. Hemen odasına çıkar ve bulduğu kağıt’a çarçabuk şu satırları karalar:
“Denize atılarak intihar ediyorum. Kimse mes’ul değildir. Kimsem yoktur.” Muazzez’e de sitemli bir veda mektubu yazar. Evden koşarak çıkar. Ayasofya’yı

Sirkeci’yi

Beyoğlu caddesini geçer. Biraz durursa yere yıkılacağını sanarak

fasılasız yürür.Harbiye’ye oradan Nişantaşı’na kadar gider. Yollarda Necmettin Bey’in evini sorar.
Nihad bahçe kapısından konağa kadar yürür. Görülmemek için bir ağaç altında durur. Nihad

hemen masaların etrafındakileri birer birer gözden geçirir. “Mahir Bey

Seniha Hanım

Alaaddin Bey

Kerim Bey ve Muazzez! Hepsi gülüyorlar”.
Nihad

denize eğilerek bakar. “Burada insan boğulabilir mi? Ya muvaffak olamazsa?” Yerlere bakarak birkaç adım yürür. Büyük bir taş bulur. Belinden kemerini çıkarır ve ayağına bu taşı sımsıkı bağlar. Suların içinde hızla koşar ve denizin uçurumunda bir minare boyu kadar dibe çöktüğünü hisseder. Birdenbire ayakları bir yere çarpar suyun üzerinde yükselmeye başlar. Ayağındaki taş fırlamıştır. Binlerce seri

zıt hisler içinde bocalar. Nereden geldiğini anlamadığı bir yaşamak aşkı ile mukavemete karar verir.
Bol bol nefes alır.Hayatın manası gözünde aniden başkalaşır. Ayağında duran kemeri çıkarıp atar. “Şimdi nereye gidecektir?” Konağa gidip hikayeci Kerim Bey’i kapıya çağırtmak aklına gelir. Kerim Bey

karanlıkta

Nihad’ın yüzünü seçmeye uğraşır ve şaşıra kalır. Araba duruncaya kadar konuşmazlar. Kerim Bey’in evindedirler. Nihad’ı birkaç fanila ile sımsıkı giydirerek karyolaya oturtur. Nihad’a bir sigara ile çay fincanını verir ve macerasını dinler. “Bana izin verirseniz maişetinize ait müşkilatı halledebileceğime eminim” der. Bir Avusturya bankası müdürünü çok iyi tanıdığını

iki gün sonra mükemmel bir maaşla bankada işe başlayacağını söyler.
Kerim Bey

Nihad’ı bahçede bırakarak

Muazzez’i aramak üzere konağa girer. Yanyana gelince

kucaklaşmamak için

ikiside kuvvet sarfederler. Kerim Bey ikisini de yalnız bırakır. Nihad

Muazzez’in koluna girer ve taşlığa doğru ağır ağır yürürlerken anlatmaya başlar. Muazzez

“tüm bunlara sebep ben miyim?” diye içini çeker.Nihad

onun eza çektiğini görünce

Kerim’in evine gidişini

onun vaadini ve tesellilerini anlatır. Nihad bidenbire yere eğilir

ayağına bağladığı ıslak kemeri eline alır. Genç kadın

Nihad’ın elinde

bir uzun hayvan gibi kıvrılarak sarkan kemere

ürpererek bakar. Kıyıya kadar yürürler. Üsküdar’ın tepeleri arkasından bir kızıllık yükselirken

uzun uzun denize bakarlar. Nihad elinde tuttuğu kemeri fırlatıp atar. İkisi de

suyu oyarak

bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla içeriye dalan kemerin dalgaların arasında kayboluşunu seyrederler.
Şule Soyer